Hayrulah's profileBafra_BafraPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
April 24 TEVEKKÜL VE HİMMETTEVEKKÜL ve HİMMET
Kardeşler, Bizi bir araya getiren, gönüllerimize sevgisini koyan ,sevdiğini sevdiren,sevmediğinden uzak tutan Rabbimize şükürler olsun. Dertlerimize derman veren ,gönüllerimize sürur veren O!. Yediren, içiren ,yaşatan ,öldüren,sonra tekrar dirilten O!. Cennet O’nun ,Cehennem O’nun. Zerrelerin ve kürelerin sahibi O!. Ol deyince olduran,şol gökleri dolduran O!. Bizi insan olarak yarattı, Müslüman cemaatından kıldı , imanı nasip etti, sağlık ,sıhhat verdi. En çok sevdiklerini tanıttı, onların sürüsüne kattı. Kulum, dedi. Şükürler olsun.
Efendiler efendisi, fahri kainat. Peygamberlerin baş tacı ,ümmetinin sevgilisi,gönüllerimizin ilacı. Ona binlerce salat u selam olsun. Esselatu ve sselatu aleyke ya Rasulallah.! Esselatu ve sselatu aleyke ya nebi Allah ! Esselatu vesselatu aleyke ya seyidel evveline velahırin.!
Merhaba ey ali sultan merhaba! Merhaba ey kani irfan mihraba! Merhaba ey caresizler melceği! Merhaba ey padişehi dü cihan!
Biz şu toplumun karmaşasında kararan gönüllerimizle ,ne yaptığını bilmeden, nereye gittiğini anlamadan dolaşan çaresiz hasta kullar idik. Bir gün sonramızın hesabını yapmadan ,nasıl yaşadığımıza da aldırmadan öylesine yaşayıp gidiyorduk. Hatta birileri adam yerine koyup bizi Allah için selam bile vermiyorlardı. Daha doğrusu kendi şahsıma diyorum bizi adam yerine bile koyan yoktu. Bir gün nasip oldu şanlı bir silsilenin eteğine yapıştık. Halimize ahvalimize aldırmadan , günahımızla ,cürmümüzle alıp bizi evlatlığa kabul ettiler. İnsan içine kattılar. Sonra ne olduysa adam yerine koyulmaya başlandık. Yine sandık ki bu da bizdendir. Geç anladık ,geç fark ettik. Kim bize Allah için selam veriyorsa O mübarek Sadaat-ı Kiramın ın hatırına imiş. Efendim , seni tanıdığım ,seni öğrendiğim gün ; benim bayram günümdür. Düğünümdür. Seni bana tanıtan Rabbime şükürler olsun. Mahlukatın nefesleri sayısınca şükürler olsun. Allah senin sırlarını yücelerden yüce eylesin. Başımızdan senin gölgeni, kalbimizden nurlu nazarını , mübarek ellerinden dudaklarımızı bir an bile mahrum etmesin. Kardeşler ! Bu günkü konumuz TEFEKKÜL. Lügat manası,vekil edinme ,güvenme ,dayanma,işini başkasının üzerine bırakma anlamlarındadır. Tevekkül, yani vekil edinme genel anlamıyla tabiyatı vekil edinmeye müsait olan, her işte, o işi insanın kendi gibi ,belki kendisinden daha iyi yapabileceğine inandığı bir kimseye güvenerek ,onun yapmasına bırakmak manasında kullanılan bir kelimedir. Terim olarak da kısa ve özlü anlamıyla: ALLAH A DAYANMA ,ALLAH A GÜVENME ,ALLAH I VEKİL EDİNME manasına gelir. MÜTEVEKKİL: Tevekkül eden kişidir. Tevekkül dinimizde ,dinimizin bildirdiği sebeplere yapıştıktan sonra ; neticeyi sebepten değil sebebi yaratandan beklemektir. Yani “önce deveyi başlamak sonra tevekkül etmektir.” ‘’ Bir işe başladığın zaman ,Allahü Teala’ ya tevekkül et,ona güven.’’ Ayet-i kerimesi önce sebepleri yaptıktan sonra Allah’a tevekkül etmeyi ön görmektedir.
‘’Ben ancak Allah’a tevekkül ederim’’ diyen, fakat bunu yaşamayan, gereğini yapmayan ; sebeplere ,vesilelere yapışmayan biri için tevekkül; gözleri kör olan birine tarif etmekle onun hayal dünyasında beliren gül tasavvurundan farksız değil… Tevekkül, gönülde duyulur. Ama nasıl? Tevekkül dil ile değil kalp samimiyeti ile olur.
’’ Allah bize yetişir .O ne güzel vekildir.’’ (Al-İ imran-173) Tevekkül ehlinin ,yani mütevekkilin üç derecesi vardır. Birinci derecede olan: İkinci derecede olan:
“Hoştur senden bize gelen , Narın da hoş nurun da.” Derler. Gül ile diken olar için müsavidir.çünkü dosttan gemleştir. Fark etmez. Üçüncü derecede bulunan: Hasların haslarının tevekkülüdür. Büyük evliyaların ,kutupların ve peygamberleri tevekkülüdür. Yıkayıcının elindeki ölüye benzerler. Kendilerini ezelî kudretin elinde bir ölü gibi hareket etmekte görür. Bir işle karşılaşırsa, onun için vekili çağırmaz. Yani kendisine bir şey olunca annesini çağıran çocuk gibi olmaz. Belki annesini çağırmadığı hâlde annesinin kendisini görüp yardımına koştuğuna inanan bir çocuğa benzer. Hz. İbrahım’ in tevekkülü gibi. Ateşin başında mancılıkta Cibil-i Eminden bile yardım kabul etmez. Hepimizin sevinçli halimiz de ,sıkıntılı halimizde, korktuğumuzda , heyecanlandığımızda söylediğmiz gibi: “Hasbün Allah veliymen vekil.” Bakın nasıl tevekkül etmemiz gerektiği kutsi hadiste nasıl isteniyor.Allahu Teala buyuruyor ki: “İnsanlar gerçekten Allah ‘ a tevekkül etselerdi; sabahleyin karınları aç olarak çıkan, akşama tok olarak dönen kuşlar gibi Allah kullarını rizıklandırırdı.” ‘’Her hastalığın bir ilacı vardır .Yalnız ölüme çare yoktur’’ (Taberani) Hz. Musa hasta olunca .’’ İlaçsı da Allah Teala şifa verir ‘’ diyerek ilaç kullanmadı. Allah Teala ‘’İlaç kullanmazsan şifa ihsan etmem’’ buyurdu. İlacı kullanınca iyi oldu. Ama sebebini merak etti. Allah Teala;’’ Tevekkül etmek için benim adetimi,hikmetimi değiştirmek mi istiyorsun? İlaçlara tesir veren kimdir? Elbette tesirleri yaratan benim.’’ Buyurdu. Tarlasında güzel ekin isteyen bir kimseye düsen ilk is, tarlayı temizlemek ve uygun tohumu oraya güzelce ekmek, peşinden de gerekli sulamayı yapmaktır. Bundan sonrası elini açıp hayırlısını istemek zamanıdır. Bunları yapmayan bir kimse, dünyadaki bütün velileri dolaşsa ve iyi mahsul için dua talep etse, tarlasında ekin değil, ancak diken biter. Maddi rızıkların yanında manevi rızıklar da vardır. Kulu Allah’a yaklaştıracak vesilelerin başında iman, Kur’an, ihlas ve salih ameller gelir. Salih amellerin başında farzlar yer alır. Allah için sevmek, Allah’ın dostlarını sevmek ve onların meclisine girmek, dualarına ortak olmak, ilahi rahmeti çekmek için en büyük sebeplerden birisidir.
Müfessir İsmail Hakkı Bursevi (Rh.A.), gerçek alimleri ve kâmil mürşidleri insanı Allah’a yaklaştıran vesileler içinde saymıştır. Büyük alimlerimizden İmam Savî (Rh.A.), vesile hakkında şu açıklamayı yapıyor: “Kişiyi Allah’a yaklaştıran her şey, ayette bahsi geçen vesileye dahildir. Nebileri ve velileri sevmek, Allah dostlarını ziyaret etmek, Allah yolunda infakta bulunmak, bol bol dua etmek, akraba hukukunu gözetmek, Allah’ı çokça zikretmek ve benzeri şeyler bunlardandır. İşte böylece manevi inkişafımız için Allah ‘a giden bir yola ,bir vesileye de muhtacız. Mürşit-i kamiller Allah yolunda rızayı ilahiyi kazanmak için de birer vesiledirler. Bu makamlar yatarak kazanılmıyor. Ve bu mübarek Hak dostlarının dikkatini çekmek ,onların dostluğunu kazanmak için de üstün gayrete ihtiyacımız vardır.
Fatiha suresinde okunan “Allah’ım! Ancak sana kulluk eder, sadece senden yardım isteriz” mealindeki ayetlere bu durumun ters düştüğünü söyleyenler var. Halbuki bu ayetlerde, Allah’tan bir şey isterken içimizdeki salihlerin zikredilmesine ret değil, açıkça bir işaret vardır. Çünkü, ayette “sadece senden isterim” denmiyor, “isteriz” deniyor. Ayeti okuyan kimse yalnız da olsa, “ben” değil “biz” ifadesini kullanıyor. Bununla kul, kendini aciz görüp tevazuya bürünür ve şöyle demek ister: “Allah’ım! Bizler topluca sana yöneldik; ancak sana kulluk ediyor; sadece senden yardım istiyoruz. Ben senin huzurunda tek başıma bir şey talep etmeye ehil ve layık değilim. İçimizde gerçek kulluk yapan ve duasında samimi olan salihlerle birlikte senden istiyorum. Benim isteğimi onların duasına kat, kabul eyle” Allah dostlarını, basit dünya işleri için vesile etmek güzel değildir. Onların adını ve şanını, nefsimizi değil, Rabbimizi razı etmek için kullanmalıyız. Ariflerin vasıtası ile dünyamızı değil, ahiretimizi mamur etmeliyiz. Eğer kibrimizi kırar da Allah’a giden yolda o saadetli büyükleri terbiyemizde rehber, dualarımızda vesile edersek inşaallah maksadımıza ulaşırız. Büyüklerin ,Allah dostlarını yardım ve dualarına da himmet diyoruz. Burada kardeşler niçin himmeti anlatıyoruz? Hani tevekkül Allah ‘a teslimiyetti , hani her şeyi Allah ‘tan bekleyecektik. Himmet de mübarek mürşit-i kamillerden istenir. Demez mi insanın aklı. Bakın Efendiler efendisi ne buyuruyor: “Bana itaat eden Allah’ a itaat etmiş olur. Bana isyan eden Allah ‘ a da isyan etmiş olur. Benim emirime (dini işleri yürüten imamınıza ) itaat eden bana itaat etmiş olur. O’ na isyan eden de bana isyan etmiş olur.
Büyüklerden himmet istemek tevekkülümüzün bir gereğidir. Çünkü manevi rizıklarımızı Allah Teala dan bir şekilde almak Allah ‘ a giden yolumuzu açmak için sadece tevekkül ettim demek yetmiyor. Allah ‘ım, ben sana gelmek ve senin rızanı kazanmak için sana senin dostlarını sana yaklaşmaya vesile ediyorum .Allah’ ım senin doslarını sen sevdiğin için ,sevdiklerinin dualarını da katında makbul kıldığın için ; ben dostlarının dua ve bereketlerine talibim. Nisbet ve nurlarının kalbime dolmasını istiyorum. Onların nurlu nazarları ile benim bu günahlardan kararan kalbimin açılmasını istiyorum. Onların mübarek kalpleri senin nazar gahındır. Ben acizliğimi bilerek senin nazar gahına yöneliyorum. Ve ben biliyorum ki; ben onlardan ne alırsam hepsinin kaynağı sensin.
Himmet, kelime manasıyla kalbi, iradeyi, duygu ve düşünceyi bir noktaya toplayıp, tek hedefe yönelmek demek. Himmet, kıymetli, şerefli ve güzel şeylere yönelmek manasını taşıyor. Kelime manasıyla düşündüğümüzde, her insanın azmettiği ve gayretini yönelttiği bir hedefi mevcut. İnsanların kimi sadece karnını kimi de kalbine yöneliyor. Herkesin kıymeti de yöneldiği şeye göre ölçülüyor. Buradan hareketle, derdi yalnızca dünya olanın Allah katında hiçbir kıymeti olmaz. Hedefi Allah rızası olanın ise, kıymeti kelimelerle ölçülemez. Himmete ayni zamanda mürşidin teveccühü, manevi tasarrufu, nazari, feyzi ve duası da denir. Tasavvuf erbabına göre himmet; kulun kendisini veya başkasını bir hayra ulaştırmak, bir serden korumak veya bir kemâli ele geçirmek için bütün ruhanî gücünü kullanarak kalbiyle Cenab-i Hakk’a yönelmesidir. (Cürcani) Himmet, ilahi nurla temizlenmiş ve takva ile yücelmiş ruhların Allah’ın izniyle muhtaç kullara yardım etmesidir. Bu âli ruhlar zamana bağlı değildir, mekan ile sınırlanmazlar. Maddi şartlar engel olmaz onlara. Himmet, kâmil velilere emanet edilmiş ilahi bir nurdur. O nur ile yol alır, hak yolcularını tersiye ve takviye ederler. Himmet, Allah’ın bir rahmetidir. Himmet ehli, bir rahmeti yerine ulaştırmakla görevli Allah’ın dostudur. Kur’an ifadesiyle onlara “Cündullah (Allah’in askerleri)” denir. “Asil veren Allah’tır, ben ise verileni taksim edip yerine ulaştırmakla görevliyim.” (Buhari, Müslim) ,buyuruyor efendimiz. Öyleyse asıl yardım eden Allah ‘tır.Mürşid- Kamiller sadece Hakk ‘tan aldığı nasiplerinden bizim gibi aciz ,günahkarları da himmetleriyle nasiplendi rirler. Allah doslarının insanlara himmetlerinin kaynağının Allah olduğu bu kudsi hadiste ne kadar güzel izah ediliyor. “Ben, farz ve nafile ibadetlerle bana yaklaşan kulumu sevdiğim zaman, onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. O benimle görür, benimle işitir, benimle tutar, benimle yürür. Bana sığınırsa onu himaye ederim. Benden bir şey isterse kendisine veririm.” (Buhari, Ibnu Mace, Ahmed) Müfessir Fahruddin Razi’den bu kudsi hadisin tevsirini şöyle yapıyor: “İnsan büyük bir bağlılık ve samimiyetle Allahu Tealâ’ya itaate devam ederse, Allah’ın, onun gözü ve kulağı olurum buyurduğu bir makama yükselir. Allah’ın celal nuru kul için bir kulak olunca, o yakini işittiği gibi uzağı da işitir. Bu nur onun için bir göz olunca, yakini gördüğü gibi uzağı da görür. Ve yine bu nur kul için bir el olunca, o elin zora, kolaya, yakındakine, uzaktakine, her şeye gücü yeter.” (Mefatihu’l-Gayb) “Rasulüm de ki: Ben, Allah’ın dilediğinden baka kendime herhangi bir fayda ve zarar verecek güce sahip değilim.” (A’raf/188) Büyüklerin bu sözlerinden anlaşılıyor ki Mürşit-i Kamillerden bize gelen himmet,nisbet,feyiz,nur ,vb. ne varsa her şeyih kaynağı Allah tır. Kâmil mürşit, müridin isteğine değil, Allah u Tealâ’ nın onun hakkındaki takdirine bakar. Bir çeşit kader vardır ki onun gerçekleşmesi Allah tarafından kesin hükme bağlanmıştır. Bu hükmü verilen şeyin gerçekleşmesi kaçınılmazdır ve onu dua ve himmet değiştiremez. Bir çeşit kader de vardır ki, onun gerçekleşmesi bazı sebeplere bağlıdır. İşte dua, himmet ve sadaka bu kısımda fayda verir. Himmet Nefse Degil, Hikmete Uygun Olur Arifler Allah u Tealâ’ nın hikmetine aşıktır. İşlerin görünen tarafına değil, sonucuna bakarlar. Onlar kendileri ve talebeleri için hep Allah’a yaklaştıracak sebepleri ararlar. Kulun Allah u Tealâ’ya yaklaşması, nefsinin terbiyesine bağlıdır. Bu terbiye bazen sıhhat ile, bazen de hastalık ile gerçekleşir. Bazı kalp hastalıklarının tedavisi fakirlik, yalnızlık ve çaresizlik ile olur. Kalp katiliği ve gafletin giderilmesi için bazen acı tecrübeler gerekir. Mürit bunları bilmez ve bir sıkıntıya düşünce, kurtulmak için mürşidinden himmet ve dua ister. Mürşit feraset nuru ve ilahi bir ilimle, o sıkıtının müridin derdine ilaç olduğunu görür ve onu Allah’a yaklaştırdığını bilir; kısaca “dua ederiz” der. Mürit de, o derdin hemen biteceğini düşünür. Halbuki mürşit-i kâmil, Allah u Tealâ-’dan o sıkıntının devamını istemektedir. Çünkü, müritteki gafletin ilacı o sıkıntının içindedir. Hastaya ilacını içirmemek dostluk değil, ihanet olur. “İsteğinde samimi olan kimsenin iki alameti vardır: Yöneldiği ve istediği şeyin olacağına kesin olarak inanmak ve gücü nisbetinde istenen şeylerin gereğini yapmak. Hali böyle olmayan kimseye himmet ve azim sahibi denmez. O sadece bos temenniler ile avunan ve davasında yalancı olan biridir. Böyle bir kimse aradığını bulamaz, sevdiğine kavuşamaz. Onun hali, elinde kalemi, kağıdı olmayan, okuma ve yazmasını da bilmeyen bir kimsenin mektup yazmaya kalkmasına benzer. Bu durumda olan birisi mektubu nasıl yazacak? O, bu şekilde niçin mektup yazmak istiyor ki?” Kardeşler, Anladığımız kadarı ile hem maddi ,hem manevi rizıklarımız için Allah ‘a tevekkül etmek mecburiyetindeyiz. Bu konuda Allahu Teala şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki Allah, tevekkül edenleri sever.” Bu ayette Yüce Allah, tevekkül edenleri dostu yapmış, onlara muhabbetini ihsan etmiştir. Yüce Allah, tevekkül ehlini huzuruna yükseltmiş, onlara diğer insanlardan ayrı olarak verilen ziyade nimetlerin kendisinden geldiğini belirtmiş ve şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.” Allahu Teala, tevekkül eden kullarını sevdiğini bildirdikten sonra, söz ve fiil ile kendisine tevekkül edilmesini emretmiştir. “De ki: O Allah, Rahman’dır. Biz O’na iman ettik ve kendisine güvendik/tevekkül ettik.” Allah bizi hakkıyla tevekkül edenlerden eylesin. Allah ‘a hakkıyla tevekkül edip onun dostluğunu kazananların kapısından bizi ayırmasın. |
|
|