Hayrulah's profileBafra_BafraPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
April 24 SÜNNETİ YAŞAMAK VE YAŞATMAK GAYESİSÜNNETİ YAŞAMAK VE YAŞATMAK GAYESİ
Bizi bir araya getiren, sevdiklerini sevdiren, sevmediklerinden uzak tutan Rabbimize sonsuz şükürler olsun. Hakkıyla şükredenlerin himmetini üzerimizden eksik etmesin inşallah. Habib-i Ekrem efendimizin ; en zor günümüzde-mahşer günü- ümidimiz olan şefaatinden bizi mahrum etmesin. Sohbetimizin konusu SÜNNET . Dini bilen,nasıl yaşanacağını örnekleri ile gösteren peygamberimiz, fendimiz, önderimiz, iki göz nurumuzun sünneti. Sünnet: Arapça bir kelime olan sünnet; yol, birinin devamlı gittiği yol, âdet, gidişat, hayat tarzı gibi anlamlara gelir. Terim anlamıyla "sünnet" deyince Peygamberimiz (sav)’in söz, fiil ve takrirleri anlaşılır. Arapça olan takrir kelimesi ‘onay’ demektir. Peygamberimiz (sav) bilgisi dahilinde yapılan bir davranışa veya söylenen bir söze, karşı çıkmamışsa, bu O’nun o davranış veya sözü onayladığı, en azından mübah saydığı anlamına gelir. Çünkü insanları Allah’ın rızasına ters olan her şeyden uzaklaştırmak için görevli olan bir peygamberin, üstelik kendisinin her davranışının ashabınca takip ve taklit edildiğini bile bile ,Allah’ın rızasına ve dine muhalif bir davranış karşısında susması düşünülemez. İşte efendimiz de her konuda sahabeyi kiramı bilgilendirmiştir. Hayatın bütün alanlarına sirayet eden bir bilgilendirme bu. Yeme içmeden def-i hacete kadar… Öyle ki yaşadığımız hayatın hiçbir devresini boş geçmeden. Kısaca söylemek gerekirse sünnet, Peygamber (sav)’in hayat tarzı demektir. Hayat tarzı, kişinin hayat anlayışının dışa vurmuş şekli demektir. Sünnet Efendimiz (sav) in ben hayatı ve dini böyle yaşıyorum ,siz de böyle yaşayın dediği söz,davranış ve kabullenmelerdir.
İslam ‘da hayat dünyevi ve dini olarak ayrılmaz. Bazıları insanların hayatlarını dini ve dünyevi olarak ayırmayı adet haline getirmişler. İslam ‘ a göre dini hayat, dünyevi hayat bir ayırım söz konusu değildir. Çünkü din hayatın bütün evrelerine, bütün faaliyetlerine sirayet etmiştir. Düşündüğünüz her güzellikte din vardır. Yaptığınız her güzel işte din vardır. Ya o faaliyeti düzenleyici, ya destekleyici, ya da yasak edicidir. Bu yasaklara uyup uymamak hür irade sahibi bir Müslüman olarak senin elindedir. İşlerimize dini bir kimlik hüviyetinde bakarsak; farzdır ,vaciptir, sünnettir, müstehaptır, mübahtır, haramdır, mekruhtur gibi nitelemeler de bulunabiliriz. Konumuz olan sünnet ise efendimizin yaşantımızda ki yeri ve hayatımıza attığı imza gibidir. Bu demektir ki, her işimizde Hz. Muhammed (sav) ‘in ya bir tasdiki , ya reddi mevcuttur. Yemeği sol elimizle yersek dinden çıkmayız; ama sağ elimizle yersek bir sünneti yerine getirmiş, dolayısıyla sevap almış oluruz. Tekrarlı yaptığımız işlerde 3, 5, 7 gibi tekli rakamlara riayet etmek, yatağa sağ tarafımız üzerine yatmak, tuvalete, banyoya sol ayakla girip sağ ayakla çıkmak, camiye, eve, işyerine sağ ayakla girip sol ayakla çıkmak gibi bireysel alanla sınırlı işlerden, toplumsal, hukuki, ekonomik, ticari konulara kadar aklımıza gelecek her faaliyet sahasıyla ilgili olarak Sünnet’in eşsiz rehberliği ve diriltici soluğu, bizlere iyiyi, doğruyu ve güzeli işaret ettiği kadar, sevap hanemizin dolmasını da sağlamaktadır. 1
Sünnet’in bu fonksiyonu, herhangi bir konunun dinî-dünyevî şeklinde bir ayrıma tabi tutulmasını da engellemiştir. İslâm alimleri, Müslüman’ın davranış ve fiillerini sevap, günah, helal-haram, mendup-mekruh gibi kategorilere ayırırken Kur’ an kadar Sünnet’in de yönlendirmelerini temel almış, böylece İslâm, din-dünya ayrımı sebebiyle Hıristiyanlığın başına gelen tahriften korunmuştur.
Hz. Rasulullah (sav) en güzel örnektir. Sünnete uymak ,efendimize uymaktır. Çünkü sünnet efendimizin hali, ahvali, sözüdür. Efendimizin dini yaşamasıdır. Öyleyse dini getiren ve en iyi bilenin yaşadığı gibi yaşamak, inandığı gibi inanmak ,ibadet ettiği gibi ibadet etmek ; onu her işte örnek almak bir Müslüman ‘ın hayat gayesi olmalıdır. Allah (cc) Peygamberler’i, biz insanlara rehber olmak üzere, itaat edilmesi şartıyla göndermiştir. Onları bizim önümüzde Kendi rızasının ‘en mükemmel örneği’ olarak koymuştur. Peygamberlerin İmamı, Habib-i Kibriyâ (sav), örnekliği, aynı zamanda Kur’ ân’ın da yaşanması manasına gelmektedir. Birçok değerlerin ve kıymet hükümlerinin alt üst olduğu, kalbî ve ruhî hayatın iflâs ettiği, Muhammedî bir havanın bizden uzaklaştığı günümüzde, Hz. Peygamber (sav)’e ittiba etmek çoğu meselelerimizi çözümleyecektir. Zira sevgili Peygamberimiz Veda Hutbesi’nde; "Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabı Kur’ân-ı Kerim ve Peygamberinin sünnetidir" buyurmaktadır. Biz Müslümanlar ne bulduysak O’na ittibâ etmekte bulduk, yine ne bulacaksak O’na yaklaşmada, O’nu anlamada ve O’na ittibâ etmekte bulacağız. Hz. Peygamber (sav)’i hayatımızda örnek edinirsek kurtuluşa ereceğiz. Aksi takdirde kurtuluşumuz mümkün değildir. Çünkü, bu Kur’ân’ın emridir: "Allah’ı ve âhiret gününü arzulayan ve Allah’ı çokça zikredenler için, siz müminler için Allah’ın Resûlü’nde pek güzel bir örnek vardır." (33, Ahzab:21). "Resul size neyi verdi ise, onu alın! Neden men etti ise ondan da sakının" (59, Haşir:7). Peygamberimiz, Allah'ın "Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır" (Ahzap Suresi, 21) ayeti ile ahlakını tüm insanlara örnek gösterdiği mübarek bir insandır. Allah'ın seçtiği ve kendisine Kuran'ı indirdiği Peygamberimiz imanı, takvası, ilmi ve üstün ahlakı ile tüm insanlara örnektir. Sabrı, tevekkülü, cesareti, Allah'a bağlılığı ve yakınlığı, adaleti, müminlere olan merhameti, sevgisi ve şefkati, feraseti ve basireti ile müminlerin kendisine hayranlık duydukları bir ahlaka sahiptir. Derin bir imanın önemli birer alameti olan bu özelliklere sahip olmak, iman eden her insanın gönülden isteyeceği ve bunun için ciddi çaba göstereceği bir şeydir. Bu ahlakı yaşamak Kuran ahlakını yaşamak anlamına gelir. İşte tüm bu nedenlerle Kuran'ı anlamak ve yaşamak isteyenler için Peygamberimizin uygulamaları ve hayatının her anı -diğer bir deyişle sünneti- çok değerli bir rehberdir. "O gün zâlim, ellerini ısırıp diyecek ki: Keşke ben de O Peygamberle aynı yola girseydim!... Vay başıma! Keşke falancayı dost edinmesem, onu örnek almasaydım." (25, Furkan:27-28). Böyle hayıflanmamak için sevdiklerimizi ,hayran olduklarımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekmez mi. 2 Hz. Resullullah (sav) efendimize itiat eden Allah’a itiat etmiş gibi olur. Yüce Allah Nisâ sûresinde şöyle buyurur: "Resûle itaat eden Allah’a itaat etmiş olur." (4, Nisa:80). Bazılarının anladığı gibi Kur’ an ve sünnet in ayrısı gayrısı yoktur. Ku’ an da emredilenler sünnet ile tefsir edilmiştir. Ku’ anda “Namaz kıl ,kurban kes” emri vardır. Sünnette bu ibadetlerin nasıl yapılacağı örneklerle , uygulamalı olarak gösterilmiştir. Diğer bir âyette de Allah’ın sevgisine ve mağfiretine nâil olabilmek için, Hz. Peygamber (sav)’e tâbî olmak emredilmektedir: "De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın" (3, lu İmrân:31). Hz. Peygamber (sav)’in emrine itaat etmemek, O’na sırt çevirmek, Allah’ın emrine isyandır. Hz. Peygamber (sav)’e karşı izhar edilen her duygu ve hareket, aslında Allah’a karşı izhar edilmiş demektir. Nisâ suresinde de şöyle buyrulur: "Kim kendisine doğru yol belli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar, müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yolda yapayalnız bırakırız ve onu cehenneme sokarız! Cehennem ne kötü bir yerdir." (4, Nisâ:115) "Kim bana itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim bana isyan ederse, Allah’a isyan etmiş olur." “ Kim bana itaat ederse cennete girer. Bana isyan edene gelince o, yüz çevirmiştir."
Tasavvufun kaynağı sünnettir. Allaha giden yollar mahlukatın nefesleri sayısıncadır. Ancak bu yollar eğer Hak rızasını talep ediyorsa ; Allah ‘ ın kitabına ve efendimizin sünneti çizgisinin dışına çıkmamalıdır. Yüce ve şanlı bir yolun mensuplarının yollarının yüceliğine ve güzelliğine tek sebep olarak sünneti göstermeleri tasavvufun kaynağının sünnet olduğu gerçeğini vurgular “Bu yüce yolun büyüklüğü ve Nakşibendiyye tabakasının üstünlüğü ancak Sünnet-i Seniyye'ye bağlılığı ve kötü bidatlardan kaçınması vasıtasıyladır.Bundan dolayı bu yolun büyükleri cehri zikirden kaçındılar ve kalbi zikri emrettiler.” İşte onların sünnete olan bu bağlılığı büyük neticelere(mükafatlara)sebep oldu.Bidatlardan kaçınmalarının da bir çok meyvesini gördüler.Bu sebeple başkalarının ulaştıkları en son nokta onların ilk başladıkları yer oldu. Üstelik Peygamberimizin en önemli vasıflarından birisi de Allah tarafından "kitabı ve hikmeti öğreten" kişi olarak gönderilmiş olmasıdır. Peygamberin insanlara kitabı ve hikmeti açıklamak, onları arındırıp temizlemek için gönderilmiş olduğu ayetlerde şöyle bildirilmiştir. “O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler.” (Cuma suresi, 2) Tasavvuf bir hikmet okuludur. Bu yolda hikmet ve marifet öğretilmektedir. Bütün hak mezhepler ve meşrepler, asla bir din değildir. Ancak dinin tefsirinden ve yaşanmasından ibarettir. Hiçbirisi dini tahrif ve tahrip etmez. Aksine dine hizmet eder. Her iki ekol de İslam’ın sukut ettiği ve içtihat yapılmasına imkan verdiği konularda, din adına sözcülük yapmış, mühim vazifeler görmüştür. 3
Tasavvuf tenkide açıktır. Doğru ve yerinde tenkitler tasavvufu batıl inançlardan temizler. Yanlış ve usulsüz tenkitler ise fitne olur, düşmanlık ateşini alevler. Tasavvufa hem adım atan hem de taş atan onu iyi tanımalıdır. Yoksa birisi cehalet, diğeri de gaflet ile kul hakkı yemiş, insana haksızlık etmiş olur. Tasavvuf yeni bir din değildir, dini yeni bir anlayışla takdim şeklidir. Efendimizin sünnetini , sahabenin ,ehli suffanın yaşadığı züht hayatının günümüzde yaşanmaya çalışılması çabasıdır. Tasavvuf terbiyesi, Allah ve Rasulünün (s.a.v) öğrettiği edep üzere kurulmuş manevi bir ahlak eğitim sistemidir. Bu sistemin hedefi, takva ve edeple Allahu Teala’nın rızasına ulaşmış olgun insan yetiştirmektir. Tasavvuf büyükleri terbiye metotlarını Kur’an ve sünnetten almışlardır. Bununla beraber insanlığın ortak değerlerini ve tecrübelerini kullanmışlardır. Bu yaklaşımlarında ise “Hikmet müminin yitik malıdır, nerede bulursa onu almaya en fazla hak sahibi odur”( Tirmizi, Sonradan İslam’ı kabul eden Fransız bilim adamı Roger Garaudy böylesi bir sonucu şöyle ifade ediyor: “Tasavvuf, Hrıstiyan mistisizminden alınmamıştır. Yeni Eflatunculuk adlı felsefi anlayıştan ise asla kaynaklanmamıştır. Hint bilgeliğinden de doğmamıştır. Tasavvufun kaynağı Kur’an’dır.”( Bkz: Roger Garaudy, İslam ve İnsanlığın Geleceği, 38-42 ) Tasavvuf güzel ahlaktan ibarettir. Güzel ahlak, Allahu Teala’nın edebi ile edeplenmektir. Bu, içi ve dışıyla Allah adamı olmak demektir. Bu güzelliği elde etmenin yolu, samimiyetle Allah’ın Sevgilisi Hz. Muhammed’e (s.a.v) uymaktır. Ona uyan Yüce Allah’a dost olur. Allah’a dost olan kimse, dünya ve ahiretin şerefini bulur, ebediyyen kurtulur. Bu sonuç her insan için en büyük hedeftir. Sünnete en fazla uyanlar imanları kemale ermiş tasavvuf büyükleridir. Onlar yaşadıkları hayat içinde ,ibadetlerinde asla efendimizin sünnetinden taviz vermemişlerdir. Bir gün büyüğümüzün muhterem babaları sinek öldürdü. İçine bir şüphe düştü . düşündü ki, “Acaba sünnete muhalif bir iş mi yaptım?” Hemen mollalara talimat verdi, mollalar araştırdılar ,kitaplara baktılar, dediler ki: “Efendim , Hz. Resulullah (sav) de böyle bir durumda sinek öldürmüş.” Mübarek şükretti. Şah- ı Nakşibend hacca gitti. Arafatta herkezin duyabileceği şekilde şöyle şükretti: “ Elhamdülillah , evladımızı feda etmekte de , sünnete uyduk.” Yanındakiler bir şey anlamadılar, bir şey de soramadılar. Hemen sözleri ,söylendiği saati yazdılar. Buhara’ ya dönünce öğrendiler ki, mübarek pirin o saatte evladı vefat etmiş. Mübarek büyüğümüz, göz aydınlığımız da bütün hallerinde , ibadetlerinde sünnete harfiyen uyuyor ve çevresindekilerin de uyması konusunda sık sık uyarıyor. Biz de O ‘nun hayranları , evlatları olarak; önümüzde sünneti bütün hayatına tatbik eden canlı bir örnek bulmakla ne kadar şükretsek azdır. Çünkü şunu iyi bilmeliyiz ki; sünneti kitaplardan okuyarak uygulamak nerdeyse imkansızdır. Sünnet dini , hayatı yaşama sanatı olduğu için , yaşayanları görmek,tanımak ve örnek almakla ancak tatbik edilir. Rabbe sonsuz şükürler olsun ki, saadet asrından bize bir nefes ferahlık getiren yol göstericimiz var. Bizim işe yaramayan ömrümüzden , Allah kesip kesip onun ömrüne eklesin de O da Ümmet-i Muhammed’ in gönüllerine muhabbet tohumları ekmeye devam etsin inşallah. 4 Peygamberin yerine kendisini; sünnetin yerine aklını koyarak Kur’ anı anlamaya çalışan kimse , Allah ın istediği dini değil, nefsinin süslediği bir felsefeyi ortaya koyar. Peygamber yerine kendisini, Sünnet yerine aklını koyarak Kur’an’ı anlamaya çalışan kimse, Allah’ın istediği dini değil, nefsinin süslediği bir felsefeyi ortaya koyar. Bilindiği gibi son zamanlarda Efendimizin sünnetini bertaraf etmek için KUR’ AN MÜSLÜMANLIĞI gibi bir tabir ortaya atıldı. Gu ya kime teslim olduğu bilinmeyen küçücük akıllarıyla Kur’ an’ ı anlayacaklar ,yorumlayacaklar ve uygulayacaklar. Tek görevi Allah’ın dinini tebliğ ve öğretme olan Hz. Peygamber’in (A.S.) fikir, fiil, söz ve davranışlarını bilmeden ve örnek almadan İslam dini yaşanamaz. Birileri, “O hadis ve sünnet olarak anlatılanlar sağlam değil, şüphelidir. Onlar olmadan da biz İslam’ı yaşarız” derse, o yaşadığı İslam dini değildir, başka bir dindir. Peygamber yerine kendisini, Sünnet yerine aklını koyarak Kur’an’ı anlamaya çalışan kimse, Allah’ın istediği dini değil, nefsinin süslediği bir felsefeyi ortaya koyar ve öyle yaşar. Bu şekilde ortaya çıkan ise; edeb içinde amel edilecek bir din değil, edebsizce bol bol laf edilecek bir felsefi ekoldür. Ayetlerde uyarıldığı gibi, bu ekolün başında şeytan, içinde nefis, sonunda ateş vardır. (Hac/4; Fâtır/6) Allah Rasulü bunu haber vererek şöyle buyurmuştur: “Bilin ki bana Kur’an ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir. Tok bir şekilde koltuğuna kurulmuş olan bazı kimselerin ‘sadece bu Kur’an’a sarılın, Kur’an’ın helal dediğini helal, haram dediğini haram kabul edin’ diyeceği zaman yakındır. Bilin ki, Allah’ın Rasulü’nün haram kıldıkları da Allah’ın haram kıldıkları gibidir.” (Ebu Davud, Tirmizi, İbn-i Mace) Tabiinin büyüklerinden Mutarrif b. Abdullah’a (R.A.) birisi; “Bize Kur’an’dan başka bir şeyden bahsetme!” dedi, o da cevaben “Allah biliyor ki biz, Kur’an’ın yerine geçecek başka bir şey istemiyoruz. Biz, Kur’an’ı bizden iyi bilenin Sünneti peşindeyiz” demiştir. (Şatıbî) Cenab-ı Hak, Rasulünün sünnetine uymayı, hem Allah’ı sevmenin hem de Allah tarafından sevilmenin alameti ve günahların bağışlanmasına bir vesile sayıyor: “(Ey Habibim) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Âl-i İmran/31) “Allah’ı ve peygamberlerini inkar edenler ve Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip ‘bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız’ diyenler ve böylece iman ile küfür arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu; işte gerçekten kafirler bunlardır. Ve biz kafirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa/151-152) Allah Tealâ, Rasulüne itatı farz kıldığı gibi O’nun verdiği hükümlere muhalefeti sapıklık olarak nitelemiştir: “Allah ve Rasulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab/36) O, Kur'an vahyinin doğrudan muhatabı olan tek kişidir. Yine O, hangi ayetin ne anlama geldiğini bizzat ayeti getiren Cebrail a.s.'a sorma imkanına sahip olan tek kişidir. İşte sahip olduğu bu üstünlük, O'nu Kur'an'ın doğru anlaşılması konusunda birinci derecede başvurulması gereken merci konumuna yükseltmektedir. 5
Hiç bir sahabiden böyle bir söz duyulmamıştır. Hak olan hiç bir mezhep imamı ve fakih “Kur’an ve aklımız bize yeter!” dememiştir. Hiç bir muhaddis ve müfessir böyle bir şeyi dile getirmemiştir. Hiç bir veli, Hz. Peygamberin elinden tutmadan Allah’a ulaşacağını düşünmemiştir. Düşünenler velilik değil, delilik diplomasını almışlardır. Hak mezhebe mensup imamlardan hiç birisi, küçük-büyük hiç bir hususta Hz. Peygamber’e (A.S.) muhalefet etmeyi düşünmemiştir. Çünkü onlar, Rasulullah’a (A.S.) uymanın vacip olduğunda kesin olarak görüş birliği içindedirler.
Muhaddisler hadisleri toplarken çok dikkatli davrandılar. Öylesine Titizdiler ki!... Ashabdan Abdullah b. Amr (R.A.), en çok hadis rivayet etmiş bulunan Ebu Hureyre (R.A.)’den çok daha fazla hadis biliyordu. Çünkü Hz. Peygamber’den duyduklarını yazıyordu. Fakat Ebu Hureyre’nin 5374 rivayetine karşılık ancak 700 civarında hadis O’na dayandırılmıştır. En çok hadis rivayet eden sahabiden daha çok hadis bilen ve üstelik bildiklerini yazan bu sahabiden çok az hadis alınmasının sebebi oldukça ilginç. Çünkü O, Yahudi ve Hıristiyanların kitaplarını da inceliyordu. Müslümanlar efendimizin hadislerini rivayet ederken ve naklederken içlerinde hep şu korku vardı: “Kim bilerek benim adıma yalan söylerse, Cehennem’deki yerine hazır olsun” (Buhari, Müslim)
Bu gün en güzel hizmet sünneti yaşamak ve yaşatmaya çalışmaktır. Günümüz de Efendimizin sünnetini yaşamak ,unutulmuş olanları ihya etmek hizmeti en büyük hizmettir. Çünkü ; unutulmuş bir sünnetin ihyası yüz şehit sevabıdır. Sadaat-ı Kiramın yaptığı hizmet, Habib-i Kibraya’nın Sünnetini yaşamak , yaşanmasına örnek olmaktır.
Sonuç: Aslında kılınan namazlar, tutulan oruçlar, verilen sadakalar, işlenen her çeşit hayırlar, İslâm yolunda tüketilen bütün nefesler tek gayeye bakar; o da Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmaktır. Bunun da tek yolu Resulullah (sav)’ın sünnetine uymak ve hayatımızı onun hayatına benzetmek ve onu örnek edinmektir.
|
|
|