Hayrulah's profileBafra_BafraPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
|
April 24 DUALARIMIZDUALARIMIZ İNŞALLAH KABUL OLUR! Sözlükte “birisini çağırmak, birisinden bir şey istemek, birisini bir şeye sevk etmek, niyaz, nida, yalvarış, namaz, salavat” gibi anlamlara gelen “dua” kelimesi, kavram olarak “kulun, Allah Tealâ 'dan, talepte bulunması, bir şey dilemesi” manasında kullanılır.
Dua fıtridir.. O kadar fıtrî ki, imanı en zayıf olanlar bile dua ile gönüllerinde bir ferahlık ve rahatlama hisseder. Sıkıntılarının son bulacağına ümidi artar. Bu yönüyle dua, insanın ruhu için şifa, bunalımlara karşı bir kalkan gibidir. Günümüzde dünyanın bir çok yerinde müşahade edildiği gibi, dua etmeyen toplumlar da ruhen çökmüş toplumlardır. Yeryüzünde Allah'ın halifesi olma şerefiyle yaratılan insan için en mukaddes an, yüce Rabbi’ne dua ve niyazda bulunduğu andır. Zira var oluşun gayesi Mevlâ'ya kulluk ve ihlasla ibadettir ve dua ibadetin özüdür. Dua, özünde Allah’a boyun eğmek, gönülden Hakk'a yönelmektir. İnsanın, Yaratıcısı karşısında acziyetini ortaya koyması, kulluğunu ispat etmesidir. İnsanın kalbinden süzüle süzüle kopup gelen yalvarışın ve yakarışın dil ile ifadesidir. Yürekten kopup gelen niyaz, edeple eğilen baş ve gözden süzülen bir damla yaştır dua. Sonsuz kudret ve merhamet sahibinin kapısında heyecan ve umutla bekleyiştir dua. Kurumuş dudakların, rahmet ve lütuf pınarlarından içmeye iştiyakıdır dua. Karşılıksız, sınırsız verilmiş nimetlere teşekkürdür dua. Dostun dostla, sevenin sevgiliyle muhabbetidir dua. En mahrem sırları Padişahlar Padişahı’na açabilmektir dua. Dünya gurbetinden gerçek sılaya yöneliştir dua. Seher vakitlerinin kandili, hak yolcusunun menzilidir dua. İslâm olmaktır, mümin olmaktır, özgür olmaktır, kul olmaktır dua...
Herkes ,her zaman dua eder. Bazıları dualarından sonra da Allah a kulluğa devam ederler. Bazıları ise ihtiyaçları giderilince bütün iyilikleri unutan nankör biri gibi hemen yaratıcıyı unutuverirler. Allah insanların bu durumunu ilahi kelamında bakınız nasıl dillendiriyor: “İnsana bir darlık dokunduğu zaman; yanı üzere yatarken, otururken, yahut ayakta bize yalvarır. Ama biz onun sıkıntısını giderince sanki bize yakaran o değilmiş gibi davranır.” (Yunus/12) Gök gürleyince ,yer oynayınca ,başa türlü belalar gelince insan bu ya, acizliğinin farkına varır ve hemen en içten yakarışlarla duaya yönelir. Ya bütün dertleri bitince ne yapar? Allah ı unutur. Allah da ona böyle zaman zaman kendini hatırlatır.
Dua gönülden yapılmalıdır. . Mümin bilir ki, darlık veya genişlik zamanlarında Cenab-ı Mevlâ’ya gönülden yapılan dua, gelmiş olan sıkıntıları gideren, gelmemiş olanların da gelmesine mani olan bir vesiledir. Dua, kulluğun ta kendisidir, dinimizin temel direklerinden biridir. Müminin silahıdır. Kulu Rabbi’ne bağlayan bir köprüdür. Temelli ile duayı birbirinden ayırmak gerekir. Arzulanan hayırlı sonuçlara ulaşmak için kulun elinden geleni yapması, “fiilî dua” dediğimiz asla ihmal edilmemesi gereken bir dua türüdür. Rasul-i Ekrem A.S. Efendimiz, “Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.” buyuruyorlar. Evet; dua, gerekenlerin yapılmasıyla birlikte Cenab-ı Hakk'ın ihsanını istemektir. İhmal ve tembelliğin telafisini Allah'tan istemek değildir. İslamın dua anlayışı ile diğer dinlerin dua anlayışını birbirinden ayırmak lazımdır. Müminin hayatını duadan ayırt etmek mümkün değildir. Bu özelliği ile İslâm’ın duası, hayattan kopuk, sadece bir tür rahatlama yolu olarak yaşayan diğer dinlerin duasından ayrılır. İslâm ile diğer dinler arasındaki insanı, hayatı, kainatı ve Allah'ı kavrayışla ilgili derin farklılıklar, duada da kendini gösterir. Yüce Dinimiz' deki her hüküm ve ibadet gibi dua da tevhit akidesi içinde hakiki manasına kavuşur. Müslüman, her amelinde olduğu gibi dualarında da şirkin zerresine bulaşmaktan kaçınır. Allah u Tealâ’ nın şu uyarıları, onun için şaşmaz ölçülerdir: “Onlar, Allah'ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini, Meryem oğlu İsa’yı ilâh edindiler. Halbuki bunlar da bir olan Allah'a ibadetten başkasıyla emr olunmamışlardır” (Tevbe/31) “Allah'ı bırakıp da kendilerine putlardan bir takım dostlar edindiler. Derler ki, ‘bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye bunlara tapıyoruz.” İslamda ise din büyükleri her zaman Allah tan aldıklarını Allah ın kullarına dağıtan birer vesile olmuşlardır. Verdikleri ve dağıttıklarının kaynağının Allah olduğunu her zaman ifade ede gelmişlerdir. Biz sadece Allah tan isteriz ve ona kulluk ederiz. Kiminle birlikte ? Allaha yakinlik kurmuş muttaki kullarla birlikte. Allah a naz makamında niyaz eden dostları ile birlikte Hakka dua ederiz. Biliriz ki. Allah aramızdaki has kulların hatırına bizim gibi acizlerin de dualarını kabul eder. Efendimiz en zor günlerinden birinde . Taif’ te taşlandığı ,yaralandığı zamanda tek sığınağı ve koruyucu olan Rabbine bakın nasıl niyaz ediyor: “Ya Rabbi! Kuvvetimin zaafa uğradığını, çaresiz kaldığımı, halkın nazarında hor görüldüğümü ancak sana arz ederim, ancak sana şikayet ederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi! (Zümer/3) Dualarımızın kabul olmasının şartları vardı. Bu arada şunu da unutulmamalıdır: Her dua perdeleri aşarak Allah’ın huzuruna yükselemez. Her halükârda duanın kabul şartlarına riayet gerekir. Duanın kabul edileceğine kesin olarak inanmak ve kabul edilmesi hususunda acele etmemek gerekir. Edebine ve şartlarına riayet ederek dua eden bir mümin de, duasının semeresini görmekte acele etmemeli veya ‘dua ettim de Rabbim kabul etmedi’ diyerek ümitsizliğe düşüp, niyazını terk etmemelidir. Çünkü Cenab-ı Mevlâ, bazen bilmediğimiz hikmetlerle duanın neticesini erteler. Bazen de istediğimiz şeyi değil, bizim için hayırlı olanı verir. Hiç şüphesiz, bizim için neyin daha hayırlı olacağını O ,daha iyi bilir. Allah insana şahdamarından daha yakındır ve O'nun insana merhameti, bir annenin çocuğuna merhametinden çok fazladır. Bir âyette şöyle buyurur: "Kullarım sana beni sorunca, haber ver ki, ben şüphesiz onlara yakınım. Bana dua edenin duasını kabul ederim. " (el-Bakara, 2/186) -Tövbe etmek. Bir gün sahebeyi kiram Hz. Ömer’ e kuraklık ve kıtlıktan şikayet ettiler. “Tarlalarımız, hayvanlarımız telef oldu” diye yakındılar. Yağmur için dua etmesini istediler. Kabul etti ve halkı mescitte topladı. Minbere çıkarak ellerini açtı ve şöyle yakarmaya başladı: “Allahım! Bize acı. Bize rahmet et!..” Hiç durmadan istiğfar ediyordu. Yağmur için dua etmesini rica edenler hayret ettiler. “Biz yağmur için dua talep etmiştik. Oysa o hep istiğfar ediyor.” dediler. Hz. Ömer R.A. onlara: “Rabbinizden mağfiret dileyin. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır. Mağfiret dileyin ki, üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın. Size güzel rızıklar sunan bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.” (Nuh/10-12) ayetini okudu ve şöyle dedi: “Ben üzerinize göğün kapılarını açacak ve size yağmur yağdıracak asıl işi yapıyorum!..”
Kusuru kendi nefsimizden bilmek. Dua edenlerin örnek alması gereken bir peygamber de Yunus (as) dı . O, balığın karnındayken şöyle dua etti: “Ya Rabbi muhakkak ki ben kendi nefsine zulmedenlerden oldum.” Kardeşler ,yani Allah ın peygamberi içinde bulunduğu durumdan şikayet etmek yerine kendine göre hatasını itiraf ediyor. Ben yaptığım bu hatadan dolayı senden af diliyorum , demek istiyor. Muhakkak ki başımıza gelen bütün belaların sebebi yine bizim yaptığımız günahlar değil mi? Hayırlısını istemek. Biz kuluz Rabbimizden fütursuzca isteriz. İstediklerimizin hangisinin bizim için hayırlı hangisinin bizim için hayırsız olup olmadığın bilmeyiz. Hem dünyamız hem ahiretimiz için neyin daha hayırlı olduğun ancak Allah bilir. Biz dua ettik de Allah kabul etmedi , diyeceğimize, demek ki bizim için hayırlısı buymuş, demek gerekmez mi? Kalbin Allahtan gafil olmaması gerekir. Allah a uyanık bir gönül ile dua etmemiz lazımdır. Zikir ile dirilmiş, gönüllerin duaları Hakk katına ulaşmasında ne engel vardır ki? Dua ettiğimiz yerlerde dua ederken ya bizim kalbimiz diri olmalı ,ya da bizim ile dua edenlerin içinde kalbi diri olan bir güzel kul bulunmalıdır. "Biliniz ki, Allahu Teâlâ, kendisinden gafil bir kalbin duasını kabul etmez." (Tirmizî, Daavât, 64)
Duada vesilelere sarılırız. Bizim yaptığımız en doğru işlerden bir de kendi gafletimizi giderecek bir has kulu vesile etmektir. Çoğu zaman Peygamber Efendimizin hatırı için Allah tan isteriz. Evliyanın hatırı için rabbim bize merhamet eyle deriz. Çünkü muttakilerin Allah katındaki kıymetini biliriz. Ya da yaptığımız güzel bir ameli dualarımıza vesile ederiz. Sonuçta hep Allah tan isteriz . Duamızın kıblesinde O’ nun arşı vardır.
Allah dua edenleri sever.O, Kendisinden İsteyeni Sever. Mü'min bilir ki, “insan” olarak, “kul” olarak acizdir, muhtaçtır; gücü ancak istemeye yeter. Bilir ki Yüce Yaratıcı “Ganî”dir, lütuf, kerem ve ihsan sahibidir, cömerttir. Ve yine bilir ki, yöneldiği Rabbi, bu yönelişi sever, kendisinden istenmesinden hoşnut olur. Kendisinden istiğna edilmesinden, kendisine muhtaç olunmadığı anlamına gelecek tavırlar sergilenmesinden ise hoşlanmaz, gazaplanır... “Kim Allah'tan dilekte bulunmaz, istemezse, Allah ona öfkelenir.” (Ahmed b. Hanbel,) “Ey Habibim de ki; duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan/77) ayeti, Hak Tealâ katında insanın gerçek değer ölçüsünü ifade etmekte. O halde en kıymetli insan, en güzel dua eden, en çok yalvaran, gözyaşıyla niyaz edendir. “Kulluğun özü duadır, dua kulluğun ta kendisidir” (Tirmizî) diyor Efendimiz. Hz. Yakub A.S.'ın “Gamımı ve kederimi ancak Allah'a arz ederim” diye Allaha dua ediyor.
Allah gücü kendinden bilip kipredenleri sevmez. Ve Rabbiniz buyurdu ki:” Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Şüphesiz kibirlenerek bana kulluktan uzaklaşanlar, aşağılık kimseler olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mümin /60) diye buyurmaktadır. “Bana dua edin, kabul edeyim. İbadetten geri duranlar hiç şüphesiz zillet içinde cehenneme gireceklerdir.” Dalarımızı gizlice tazarru ile yapmak gerekir. Yüce Rabbimiz, “kendisine yalvararak, kendisinden korkarak ve umarak” dua etmemizi istemekte ve duayı gizlice yapmamızı tavsiye buyurmaktadır. (Araf/55-56) duasızlığı ve ibadetsizliği de kınamaktadır. “Nihayet onların arkasından öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar. Nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekeceklerdir.” (Meryem/59) Dua edebilmek bir nasiptir, kul için bir nimettir. Bütün ibadetler gibi dua etmek de Allah’ ın bize bir lutfudur. Üzerimizde ki cezaların en kötüsü ise Allah ‘ın zikrinden , ibadetten ve duadan muhrum olmaktır. Peygamber A.S. Efendimiz bu ilişkiyi şu şekilde ifade buyurur: “Sizden kime dua kapısı açıldı ise, ona rahmet kapıları açılmış demektir.” (Tirmizî)
Hayatımızın her anında dua vardı. Duanın bulunmadığı hiçbir işimiz ve fiiliyatımız yoktur. Yatağımızdan kalkarken başlarız dua etmeye, giyinirken ,abdest alırken, namaz kılarken, dışarı çıkarken gezerken ,dolaşırken ve işimizi yaparken hep dua ederiz. Korktuğumuzda , sevindiğimizde ,neşelendiğimizde ,ümit ettiğimizde ,ümitsizliğimizde hasılı kelam her halimiz de dua ipine sarılırız. Biliriz ki , Allah şah damarımızdan bize daha yakın ,bizi duyar ve niyazlarımıza karşılık verir. Dua Müslumanın silahıdır. Resulullah A.S. Efendimiz, müminin günlük hayatında Allahu Tealâ ile irtibatını sağlayan duanın yerini vurgulamak için şöyle buyurur: “Sizden her biriniz, Rabbi’nden bütün ihtiyaçlarını istesin. Hatta ayakkabısının bağı koptuğunda onu bile istesin!” (Tirmizî) Allah tan başkasına güvenen ve dayananlar. “Göklerde ve yerde bulunan herkes O’ndan ister; o her an yaratandan” (Rahman/29) İlahi emri hep aklımızın bir ucunda bulunsun. Atalarımız ise Allah tan gayrısına güvenip dayanmanın boşa emek olduğunu vurgulamaktadırlar.“Ağaca dayanma kurur, insana güvenme ölür.” Allah tan başkasından isteyenlerin hali ise ayette şöyle misallendiriyor: “Allah’tan başka dostlar edinenlerin hali, örümceğin misali gibidir. Örümcek bir yuva edindi. Halbuki yuvaların en dayanıksızı şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi...” (Ankebut/41) Kimsesiz hiç kimse yoktur, her kimsenin var kimsesi. Kimsesiz kaldım, yetiş ey kimsesizler kimsesi! Biz hep birbirimize dua ederiz. “Kişinin mümin kardeşinin gıyabında (yanında olmadığı halde) yaptığı dua kabul olunur. Bu kimsenin yanı başında görevli bir melek hazır bulunur ve her hayır dua ettiginde ‘Amin! Allah aynısından sana da ihsanda bulunsun’ der.” (Buharî) Hadisinden anlaşıldığı gibi biz yanımızda bulunmayan Müslümanlara dua ederken yanı başımızda ki melekler de bizlere aynisiyle dua etmektedirler. Hem de Allah ın günahsız melekleri. Günahsız dillerden edilen dualar nasıl kabul olmaz? Allah ın meleklerinin dualarının bereketinden faydalanabilmek için her fırsatı ganimet bilmek gerekmez mi? Hz. Ali r.a., Resul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz'in şu mübarek sözünü nakletti: “Bir müslümanı hasta olduğu için sabah vaktinde ziyaret eden hiç bir müslüman olmaz ki, akşama kadar yetmiş bin melek ona dua edip, affını dilemesin. Yine hastayı akşamleyin ziyaret eden hiç bir müslüman olmaz ki, sabaha kadar yetmiş bin melek ona dua edip, affını dilemesin. Ayrıca onun cennette bir meyveliği de olur.” (Tirmizî, Ebu Davud) Efendimiz de biz zayıf ümmetlerine her zaman dua etmiştir. Şu anda hayat üstü bir hayatın içinde dahi her zaman bizlere dua etmeye devam emektedir. Hz. Aişe r.a. bir gün Rasulullah s.a.v. Efendimiz'i pek neşeli bulur ve: “Ey Allah'ın Rasulü, benim için dua ediniz” diye niyaz eder. O Allah Rasulü s.a.v. de: “Allahım, Aişe'nin geçmiş ve gelecek, gizli ve açık, günahlarını bağışla” diye dua eder. Hz. Aişe r.a. çok ama çok sevinir. Gülmeye başlar. O kadar güler ki, gülmekten başı kucağına düşer. Rasulullah s.a.v.: “Seni duam mı bu kadar sevindirdi?” diye sorar. Hz. Aişe r.a.: “Senin duan beni nasıl sevindirmez?” diye cevap verir. Bunun üzerine Allah Rasulü s.a.v. buyurur: “Vallahi, bu dua benim her namazda ümmetim için yaptığım bir duadır.”
Büyük gönüllerin büyük duaları vardır. Hz. Ebubekir r.a.'ın bir duası vardı ki, onu imanın zirvesinde görmemizin şaşılacak bir şey olmadığını gösterir. Bu duasında o şunları ister: “Allahım ömrümün en iyi demini onun sonu eyle, amellerimin en hayırlısını amellerimin sonu eyle, günlerimin en hayırlısını sana kavuşacağım gün eyle.” Hz. Ömer r.a. şöyle niyazda bulunurdu: “Allahım! Beni ansızın yakalamandan veya beni gaflet içinde bırakmandan veya beni gafillerden eylemenden sana sığınırım.” Hilafet makamına geçince minbere çıktı. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle dedi: “ Ey insanlar! İyi dinleyiniz. Ben bir dua edeceğim, siz de amin deyiniz. “Allah'ım ben sertim, beni yumuşat. Ben cimriyim, beni cömert eyle. Ben zayıfım, bana güç ver.” Efendimizin dilinden dökülmüş şu inci tanesi gibi güzel dualara da amin deyiniz. “Ey Rabbimiz, bize dünyada da, ahirette de iyilik bahşet ve bizi cehennem azabından koru” “Ey hayy ve kayyum olan Allahım! Bütün işlerimi düzeltmeni, bir an bile beni kendi başıma bırakmamanı rahmetine sığınarak senden isterim. “ Hz. Aişe r.a.'a hitaben de şöyle buyurmuştur: Bütün duaların manalarını içinde toplayan cümleler ile dua et. Dua ederken şöyle söyle de: “Allahım! Halde ve gelecekte bildiğim ve bilmediğim bütün kötülüklerden sana sığınırım. Allahım! Cenneti ve cennete götürecek söz ve işleri senden ister, cehennemden ve cehenneme götürecek söz ve hareketlerden sana sığınırım. Allahım! Kulun ve Rasulün Muhammed s.a.v.'in senden istediği hayır ve iyilikleri senden ister, sana sığınıp iltica ettiği kötülüklerden sana sığınırım. Allahım! Benim için takdir ettiğin her şeyin sonunun hayır olmasını senden, senin merhametinden dilerim. Ey merhamet edenlerin en merhametlisi...” Amin … |
|
|