Hayrulah's profileBafra_BafraPhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    April 24

    İHLAS MUHABBET TESLİMİYET

    İHLAS MUHABBET TESLİMİYET

     

    Kardeşler,

    Şükürler olsun Rabbimize. Bizi bir araya getirdi. Gönüllerimizi birleştirdi. Bizi birbirimize sevdirdi. Bizi sevdi, sevdiğine gönderdi. İnşallah sevgilisi  de edecektir.  Yeter ki biz gönüllerinde bin bir derdi olan insanların hasta gönüllerine derman olacak, ilaç verecek gönüller tabibinin emir ve tavsiyelerine uyalım. Yeter ki onun nurlu kapısından ayrılmayalım.. Yeter ki biz ona has evlat olalım. Sultanımın hasları hası evladı Saki seyidimin dediği gib: ‘’Hazreti Peygambere varis olan bu Allah dostlarının eli, Resulullah efendimizin elini temsil etmektedir. Onlara tutulan nurlu bir halkaya tutulmuş demektir.’’ Ne mutlu o, nurlu halkaya tutulanlara,ne mutlu bize.

     

    Nurun ve muhabbetin kaynağı efendiler efendisi, Gül efendim ,Gül sultanım, Hz. Muhammed Mustafa (asv) ‘ a binlerce selam ve salat olsun inşallah. Üzerimizde  ki  bütün  nimetlerin , bütün güzelliklerin sebebi ,vesilesi , kaynağı onun nurlu varlığı değil mi. Şehitler ölmezken onun nurlu bedeni nasıl ölebilir. .O, başka bir hayat boyutunda aramızda dolaşıp dururken; Hatme-yi Haceganlarımızı, sohbetlerimizi, zikirlerimizi şereflendirirken bizim ona olan muhabbetimiz nasıl azalabilir.

               

    Hastayız efendim, hem de çok hastayız. Dünya üzerimize , üzerimize geliyor, nefsimiz ,şeytan bize sayısız ,enva-yi çeşit tuzaklar kuruyor. Geçim derdi, evlat derdi, kadın derdi, ev derdi, iş derdi , aş derdi  derken adeta dertsiz ne zamanımız var ne halimiz. Hastayız efendim, hasta olmasak bu hastaneye gelir miydik? Herkes başka yerlerde bin bir türlü günahın peçesine korkmadan atılıp dururken biz buraya gelir miydik? Biz bir bakıma çok şanslıyız kardeşler; çünkü biz en azından hasta olduğumuzu biliyoruz. Bunu kabul ediyoruz. Tedavi olacak hastada doktorların arayacakları ilk şart bu , hastalığını kabul et. Tedavi ol. Kurtul.

     

    Kardeşler!.Müslümanlar!

                Bunca çaresiz, derman dilenen insanların içinde , ne mutlu bize ki, biz gitmişiz ;zamanın en büyük, en kamil , en mükemmil bir gönül doktoruna ,gönül vermişiz.

               

    Tabibim ,doktorum,  efendim; sana geldim, açtım bu bi çare gönlümü önüne … Hastayım efendim. Teslimim efendim. Bir nurlu nazarına , kalbimi diriltecek bir nefesine o kadar muhtacım ki…

               

    İşte bu teslimiyet sofiler. Zamanın büyüğünden fayda görebilmemiz için , önce kendimizi hasta ve tedaviye muhtaç biri bilmek , sonra maharetine güvendiğimiz  gönül tabibine itirazsız teslim olmak. Ah bir teslim olabilsek . Muhterem büyüğümüze ihlas ile teslim olabilmenin ilk şartı bu

               

    Nefsimizin şer arzularından vazgeçip ,şeytanın hile ve desiselerinden kurtulup sadece Allah rızasını gözeterek bir Hak dostuna ihlas ve samimiyet ile teslim olmak , aslında Hazreti Peygambere ve onun nurlu yoluna teslim olmaktır. Çünkü Hak dostu hiçbir zaman insanları kendi nefsine değil Allah ‘ın dinini en güzel şekilde yaşamaya davet etmektedir. Yani bizim Büyüğümüzün  bize ve insanlara daveti  Allah rızası için  hep beraber hakka gitmek, iyi bir kul, hayırlı bir ümmet olmamız içindir.  Bunun içindir ki; onlara itiraz aslında bizi biz yapan bütün değerlere itiraz olur ki , bu da bizim felaketimiz olur. Bakın İmam-ı Rabbanî  bu konuda ne diyor: “ Mutmaine makamını geçmiş, her hali ile Rabbinin emirlerine teslim olmuş ve Yüce Allah tarafından sevilmiş bir veliye itiraz, Allah’a itiraz gibi olur. Çünkü ,bu hale ulaşan velilin bütün arzusu Allah ın muradıdır. O, nefsi adına bir his ve hareket içine girmez:”  Yani demek oluyor ki. Allah ‘ın dostu kendi nefsi için hiçbir kimseden hürmet, hizmet ve teslimiyet beklemiyor. Bunları bizim için istiyor. Allah ın razı olduğu bir kul olalım diye istiyor.

     

    İslam ,iman ve teslimiyetten ibarettir. İnanmayan ve teslim olmayan kimse ilahi aşkın tadını alamaz,güzel kulluk yapamaz,hiçbir ilahi müjdeye ulaşamaz. “Allah katında sadık mümin, imandan sonra şüpheye düşmeyip tam teslim olan ve inandığı hak davada malı ve canı ile cihat ederek hizmet veren kimsedir.”(Hucurat49/15)

     “Teslim 0l selamet bul” (Buhari)   

     

    Kardeşler! 

    Bakın kardeş olmuşuz. Kardeşliğin bir hukuku  vardır. Çoğumuzun birbirimizle bir akrabalık bağımız yoktur. Yine çoğumuzun aramızda bir dünyalık menfaatımız da yoktur. Buraya gelirken sadece ve sadece Allah rızası için geldik. Bu güzel niyetle buradayız. Elhamdülillah niyetlerimiz halis olursa menfeahatımız da güzel olacaktır.

     

    Önce bu yolda bizden ihlas ile yapılmış bir has bir niyet istiyorlar. Teslimiyetimizin niyeti de güzel olmalı ki büyüğümüzden fayda görebilelim. Bu dil ile olacak iş değil. Allah insanların sözlerine değil kalplerinde ki ihlaslarına bakar. Sadık mıyız değil miyiz O ,bilir. Herkezi kandırabiliriz ancak Rabbimizi kandıramayız. Bu yolda ne  kadar ihlas ile teslimiyet,ne kadar sadakat ;o  kadar menfeat , o kadar nisbet, o kadar feyiz vardır, arkadaşlar. “Bu yolun taliplisi tam sadakat haline ulaştığı vakit, kalpten kalbe ilham ve intikal vasıtası ile feyiz alır. Müridin çeşitli yollardan mürşidin de feyiz alabilmesi için tam sadık olması lazımdır.karşılıklı sadakat tam gerçekleşmeden bunlar olmaz.” Bu sözleri bir Allah dostu  söylüyor. Abdülgani Nablusî (ks). Yani işi bilen biri,

     

     Allah Dostları  insanları tedavi etmek de maharetli birer sanatkardırlar. Üzerimizde sanatlarını tüm inceliklerine kadar gösterebilmeleri için bize de düşen görevler vardır. Bunların başında ihlas ile tam bir teslimiyet ve onlara muhabbet bağı ile bağlanmaktır. Yoksa teslim olamamışsak, teslimiyetimizde ve niyetimiz de noksanlıklar varsa ve değerli efendimizle muhabbet bağını kuramamışsak bu manevi bağ nasıl kurulacak da sultanımız üzerimizde sanatını gösterebilecek. Nasıl hastalıklarımızı tedavi edecek?. 

     

    Bizim kıymetli büyüğümüz  manevi hastalıklarımız tedavi eden gönül tabibimizdir. Biz sadece ona teslim olmalıyız. Bağımızı ne kadar sağlam kurarsak , ihlasımız ne kadar derin olursa manevi cereyan da o kadar güçlü gelir. Bakın kardeşler Kıymetli büyüğümüze  BABA diyoruz. İnsanın iki türlü babası vardır. Birincisi madde dünyasına gelmesine vesile olan babasıdır. Diğeri ise manevi doğuşuna vesile olan babamızdır ki, bizim üzerimizde hakkı çoktur. O manevi doğuş tur ki, ebedi saadetin anahtarıdır. Bizi cehennem çukurundan çekip alan, cennet ve cemal görmemiz için tek çare bu manevi doğuştur. Nefs-i emareden mutmaine makamına bu doğuş ile geçilir. Geceler ,günler boyu ,senelerce bizim için ,kurtuluşumuz için emek veren , dua eden ,nisbet , feyiz,himmeti ile bizi destekleyen efendimize nasıl bağlanmamız gerekiyorsa öyle bağlanmalıyız.

     

    Kardeşler… bizim  dünyaya gelmemize vesile olan ; babamıza bir ihanette bulunsak, evi terk etsek ;nasıl zoruna gider değil mi. Hemen bize nice hayır olmayan dua ile Allah havale eder. Bel ki de bizimle hiç konuşmaz.

     Ya bunu manevi doğuşumuzun, ebedi kurtuluşumuzun vesilesi olan büyüğümüze  yapsak , üzerimizde bu kadar hakkı varken ve hiç sebep yokken şeytan bizi aldatsa bu muhteşem sohbet yerlerini terk etsek, arzularımız , heveslerimiz için   nefsimizin peşine düşsek, hiç hoş olur mu?

     

    Her neyse. Büyük bizim büyüğümüz . Allah bizi böyle bir ihanetten ve ayrılıktan korusun. Biz biliyoruz ki, Menzil;‘’ Allah ‘ ın insanlar için açmış olduğu rahmet kapısıdır hiç kimse kapatamaz, Allah Teala’ nın kapatmış olduğunu da yine ondan başkası açamaz.’’ 

     

    Arkadaşlar  şükürler olsun ki burada  sohbet dinliyorsunuz. Değerli büyüğümüz  bakın ne diyor: “Sofiler, sohbet insana muhabbet verir, muhabbet insana amel yaptırır. Muhabbet olmasa insan hiçbir şey yapamaz. “ Siz buraya muhabbeti tahsil için geldiniz. Evinizde otursaydınız , bu muhabbeti tahsil edebilir miydiniz? Bu güzel yüzleri görebilir miydiniz?. Sultanımızın  evlatlarının muhabbet dolu nazarlarından , sözlerinden mahrum kalmaz mıydınız?  Aslında kardeşler  , sohbet bu işte… geliyorsunuz bir araya kardeşler birbiri yüzünüze bakıp bütün dertlerinizi unutuyorsunuz. Kardeşlik  bu işte, bir kardeşinin muhabbeti kendisini rahatlatan, içini huzur ve sevinç ile doldurandır. Burada kazandığımız muhabbet ile kıymetli büyüğümüzün  dediği gibi amel yapacağız. Yaptığımız amel ile Rabbimizin rızasını kazanacağız. Bu sözler de Sözleri gönüllerime ilaç olan büyüğümüzün : ”Sohbet olunan yerde saadatların ruhaniyeti hazır olur; sofiler de rabıtalı dinler.rahmet zuhur eder. Rahmet muhabbeti ,muhabbet amel işlemeyi , amel işlemek Müslüman’ın  kurtuluşuna , yakınlık derecesine vesiledir.” 

     

    Muhabbetin ilk basağı kardeşlerdir. Bir Allah dostunun evlatlarına  muhabbet duymayan kendisine de duymaz.  Evlatlarına  yakın olup onların sohbetinden faydalanmak istemeyen yolun ileri gelenlerine  olan muhabbeti de kesilir.  Kardeşlerinden noksanlık aramaya başlayan  aslında hastalanmaya başlamıştır. Asıl noksanlık kendindedir.  O kardeşimiz, tez vakte kendisinde ki bu halin sebebini bulup ilacını içmelidir. Bunun ilacı uzakta değildir. Önce bir Nasuh tövbesi alıp , noksan olan amellerini tamamlamalıdır. Ve yolun büyüğünü  ziyarete gitmelidir. Görecektir ki,asıl noksanlık kardeşlerinde değil kendisinde imiş. Muhabbeti kaçan arkadaşın  böyle huzuru kaçar. Huzuru kaçan önce huzura gitmelidir.

     

    Muhabbetin ikinci basamağı yonul büyüğüne  olan muhabbetidir.  İnsan yol göstericisini malından, mülkünden,çoluk ,çocuğundan ve hatta kendi nefsinden daha fazla sevmek,ona değer vermek ve ona güvenmektir.” Gerçek muhabbet, sevgilinin arzu ve isteklerini, kendi nefsinin arzu ve isteklerine tercih etmektir. Allah’ ın dostuna  gösterilen bu sevgi aslında  Allah içindir. Müslümanlar bu sevgi ile virt çekerler, Hatme-yi Hacegana gelirler, sohbet dinlerler ve rabıta yaparlar ve diğer farz ibadetlerini yaparlar..” Yani kardeşler bu sevgi ve muhabbet   Allah a giden yolun temel görevlerini yerine getirmenin bir itici gücüdür. Mermi içinde ki barut gibidir.  Barut  olmayınca  kurşun hedefine ulaşır mı. ,

     

    Muhabbetin üçüncü basamağı efendiler efendisine olan sevgi ve muhabbettir. Bu sevgi öyle olmalıdır ki; efendimiz bize her şeyden daha kıymetli gelmelidir. Kendi nefsimizden dahi.  “ Allah’ a yemin ederek söylüyorum ki, ben bir kimseye ailesinden, çoluk çocuğundan, anne –babasından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça , o kimse gerçek manada iman etmiş olmaz:”

    Efendimiz böyle demiş. Şimdi siz kendinizi bir kontrol edin. Hükmü verin. Ya Rasulullah seni canımızdan daha çok seviyoruz  diyebiliyor muyuz. Bu Müslümanlar  bunu der kardeşim. İşte buna şükretmek lazım.

     

    Muhabbetin en yüksek derecesi  ki Allah ‘ a  bağlanmaktır. Ona hakkıyla kulluk yapmaktır. Bütün sevgiler dahi Rabbi Teala’ nın sevgi ve muhabbetinden kendine bir kaynak bulur. Her şey Allah içindir. Kulun sahibi Allah tır. Kulun en değerli mülkü olan kalp mülkünün köşkünde de Allah Teala  oturur. Gönül mülkünün sahibi odur. Buradan sonra ki sözler gönüller sultanı Şah-Nakşibend’ e aittir:Gerçek sevgili kalpte ortak istemez. Ortak yapılan işleri de sevmez. İşte bu yüzden sevgililer başkasının edildiği amelden, başkasına yönelen kalpten bir şey elde edemezler.’

               

    ‘’O halde kardeşim , sen de kalbini yabancılardan arındır ve onu marifet sırları ile doldur. Aksi halde kalb ,varlık alemini göstermeye uygun bir ayna olara nasıl parlayabilir.?  Kalp şehvetlere bulanmışken Allah Teala’ ya doğru nasıl yol alabilir? Gafletten arınıp temizlenmeyen bir kalp hangi yüzle Allah Teala ‘nın huzuruna kabul edilmeyi ümit edebilir?’’ 

               

    Arkadaşlar  işte kalbin bu dereceye gelmesi içinse Büyüğümüzün  bize verdiği görevleri yapmak gerekir. Dururken gönül hakka ve hakikate nasıl ayna olabilir. Mevlana’ ın dediği gibi:” Bıçak kendi sapını kendi yontamaz. İnsan kendi yaralarını kendi tedavi edemez. Sen git yaralarını bir gönül cerrahına göster, Ona kendi kendine çare bulamasın.”

               

    Muhabbetimize, derslerimize ve görevlerimizi yapmamızı engel olan , üstümüze dağ gibi yıkılan halleri,günahları  öncelikle ortadan kaldırmamız lazım değil mi. Öyleyse şunu diyebilirsiniz: Kardeşim muhabbeti nasıl tahsil edebilirim?  Biz de sizin de çok iyi bildiğiniz gibi ,ancak nefsinize bir türlü itiraf ettiremediğiniz halleri bir daha sayalım. Önce muhabbet engel olan hallerimiz o kadar çok ki saymakla bitmez.

               

    Bir kardeşim anlattı, gönlümüzün tabibini ziyarete gidip hastalıkların sıralamışlar her biri. Birisi “ Biz iflas ettik kurban , çok kalp kırıyorum .” deyince ; mübarek ;“Sakın kalp kırmayın.” buyurmuş. O arada başka bir Müslüman gelip “ Kurban çok ibadet ediyorum, ancak adam olamıyorum . deyince , efendim “Gafletle yapıyorsun .” buyurmuş.  Evet gafletle yapıyoruz ve  ne Müslüman kardeşlerimize gereken değeri veriyoruz , ne değerli büyüğümüze gereken saygı ve teslimiyeti gösterebiliyoruz…

               

    Şimdi bu sözlerin ışığında muhabbetimize ve teslimiyetimize engel olan bazı halleri sıralayalım:

     

    -Dünya ve içindekilerle çok fazla meşgul oluyoruz. Biz dünyanın sırtına bineceğimize dünya bizim sırtımıza binerse taşıyamayız tabi. Dünyayı ve içindekileri bir maslahat yerine hayatın gayesi olarak görünce bu hale geliyoruz. Vazgeçilmezlerimiz içine gelip yerleşiyor. Ne dünya bizden ne bizden dünyadan ve içindekilerden vazgeçiyoruz. Şu hayatın ve dünyanın tabiyetindendir. “Dünyadan kaçanların dünya peşinden koşar, dünya peşinden koşanların ise önünden kaçar.”

     

    -Dünyalık geçimliklerimizi  gereğinden fazla düşünüyoruz. Bazı şeyler düşünmekle değil gereğini yapmakla halledilir. Gereğini yapmadan , halli için bir şey yapmadan sadece düşünmek neye yarar ki. Bir işimiz ve sıkıntımız için bize düşen ,yapmamız gerekenleri yapıp gerisini Rabbimize havale etmek değil mi?

    -Dünya ehli ile çok fazla boş konuşuyoruz. Evde işyerinde, çay ocağında konuşup sohbet ettiğimiz insanlar var ya, onlara çok dikkat etmek icap eder. Üzüm üzüme baka baka kararır. Körle yatan şaşı kalkar. Ahiret namına bir gayesi, korkusu, ümidi olmayan vatandaşlarla muhabbetin bize faydasını anlamıyorum.

     

    -Avamın meşgul olduğu nice boş işlerle biz de az da olsa meşgul olmaya devam ediyoruz. Maçların skorları ,  politikanın gidişatı gibi. Takımlar arasında ve politikadaki Tarafkirliğimiz daha içimizden çıkmamışsa, sohbette katılıp fikrimizi ve de iddiamızı savunmanın zevkini tadıyorsak  daha alacağımız nice yol var demektir..

     

    -Televizyonun hayatımızdan neleri alıp götürdüğünü bilmem anlatmaya gerek var mı.? Virtle , sohbetle, Hatme-yi Haceganla kazandığımız ; kalbimizin gıdası ,zevki, süruru,neşesi,hazzı nice himmet ve bereketi birkaç uçuk ,deli saçması görüntü için feda etmeye değer mi. Özellikle bunlar gönül penceremizin bekçisiz açık bulmuşlarsa onun saflığını ,temizliğini kirletmezler mi.  İyilikle kötülük, hayırla şer, nurla zulmet bir arada olabilir mi. Olamayacağı için okuma evinden  eve götürdüğümüz  güzelliklerimizi evin ortasında zulmet ateşi ile yakmaya ne gerek var arkadaşlar . Biz onları ne emeklerle kazanmadık mı. Niçin bu kadar ucuza saçıp savuruyoruz ki.?

     

    -Her ağzımıza geleni konuştuğumuz gibi her önümüze gelin yeme gibi bir alışkanlığımız da varsa vay halimize. “ İbadetlerden lezzet alamamanın sebeplerinden biri de haram ve şüpheli yemeklerdir. “

               

    -“Eğer  yenilen lokma şüpheli ise ondan hırs,şehvet,haset ,adavet, düşmanlık  ve riya doğar.”

               

    “Büyüklerimiz buyurdular ki; ‘Kim şüpheli yere girse , Allah Teala ‘ya giden yolu doğru olarak bulamaz. Kim haram yerse kendisine o yol  kapanır . Kim yemede israf ederse kalbi kararır. Kim Allah Teala’ dan gafil olarak yerse kalbine kasvet gelir. O zaman ömrü boyunca yaptıları boşa gider. “” bu sözler Abdullah İsfihani isimli bir mübarek Allah dostuna aittir.

    Ahmed Bin Ebul Havari de şöyle demiş:”Ağzına lüzumsuz bir lokma koyduğun zaman ondan lüzumsuz bir söz çıkar.””

                Eskiden Gavs-i Hizani zamanında namaz kılmayan çok azmış, şimdiki gibi değil. Bu zamanda yaşasaydı mübarek acaba ne derdi:”Müşriklerin ekmeğini yemek, zulmettir; anacak namaz kılmayanların ekmeğini yemek ondan daha koyu bir zulmettir.”

                Bundan sonraki sözler de yolumuzun piri Şah-ı Nakşibent’ e aittir:”Benim bu yemeği yemem uygun olmaz. Zira bu yemek öfke ile yoğrulmuş,gazap ateşi ile pişirilmiş. Bir kimse yemeğini hazırlarken kaşığını gaflet , gazap ,gönül koyarak kullansa , yemekte hayır ve bereket olmaz. Bu sebeple şeytan ve nefis böylesi bir yemekte kendisi için yol bulur. Hem böyle hazırlanmış bir yemekten ne gibi bereket meydana gelebilir.”

                “Salih amellerin ve hayırlı işlerin özü, huzurla yenen helal lokmadan kaynaklanır. Her zaman ve özellikle namaz sırasında manevi huzur elde etmek istiyorsanız mutlaka kazandığınızın helal olmasına dikkat ediniz.”

    Daha çok şey var.  Sohbet uzar.

     

     

     

     

    Muhabbeti nasıl tahsil edebiliriz. Daha doğrusu kaybettiklerimizi nasıl geri alabiliriz.?

    -Kardeşlerle  sohbete can atacağız. Boş vakitlerimizin hepsini kardeşlerimizle geçireceğiz.

    -Yukarda ki alışkanlıklarımızı terk edeceğiz.

    -Virtlerimizi hiç aksatmayacağız.

    -Akşam rabıtasını imkanlar ölçüsünde uzatacağız.

    -Hatme-yi Haceganlarımızı yapmaya devam edeceğiz.

    -Daha az günah işleyip ,daha fazla tövbe edeceğiz.

    -Garip ,günahkar bir dilence edasıyla kıymetli büyüğümüzü  ziyaret edeceğiz.

    -Her önümüze geleni yememeye dikkate edeceğiz. Bu maddeler dahi bir sohbet konusu olduğu için burada kesiyoruz.

    Kardeşler …

     

    Allah hepinizden ebediyen razı olsun.

    Allah hepimize ihlas ile teslimiyet versin  inşallah.

    Allah muhabbet ehlinin hatırına muhabbetimiz artırsın inşallah.